10 ADIMDA UNUTMAK (ANTİ-PROMETHEUS) [2010]

Yöneten:Şahika Tekand
Yazan:Şahika Tekand
Sahne Tasarımı:Esat Tekand
Işık Tasarımı:Şahika Tekand
Kostüm Tasarımı:Esat Tekand
Yönetmen Yardımcıları:Ayse Draz
Nagihan Gürkan
Verda Habif
Selen Kartay
Nilgun Kurtar
Oyuncular (Alfabetik Sırayla):Jaki Baruh

Cem Bender
Şerif Erol
Selen Kartay
Tolga Korkut
Ahmet Sarıcan
Işık ve Komut Masası Oyuncuları:Selen Kartay

Özgür Özcan

Nagihan Gürkan
İkinci Kast (Alfabetik Sırayla):Onur Berk Arslanoğlu

Jaki Baruh
Cem Bender
Selen Kartay

Nihat Maça
Mehmet Okuroğlu


Yurtdışında büyük başarılara imza atmış olan ve sahnelendiği her yerde ayakta alkışlanan Şahika Tekand’ın yazıp yönettiği “10 ADIMDA UNUTMAK / ANTI-PROMETHEUS“ 7-8 Şubat’ta ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’nda...

Oyun’a ve konsepte dair...

Oyun, bireysel küçük dünyasına sıkışmış, hayata müdahale etme yeteneğini ve büyük umutlarını ve uzun vadeli projelerini, kısa vadeli ve küçük kazanımlara feda etmiş, kendisine sunulan küçük konforlar aracılığıyla çevresine ve çevresindeki insanlara, sorunlara duyarsızlaştırılmış, maruz bırakıldığı bilgi bombardımanı içinde giderek farklı bir anlamda bilgisizleşmiş ve sonuçta cahilleştirilmiş çağdaş insanın tragedyasıdır.

Dünyaya müdahale etme yeteneğini terkederek, “umut”u sistemin kendisine vaadettiklerinden ibaret görmeye çalışan çağdaş insanın tragedyası, ışık, ses, dekor gibi temel sahne elemanları ile oyuncu arasında gerçekleşen zorlu bir mücadele aracılığı ile ifade edilmekte ve bu mücadele oyunun ana eksenini oluşturmaktadır.

Oyun, ateşi insanlığa armağan ederek kendini feda eden Prometheus gibi sisteme karşı çıkarak “sistemin mahkumu” olmak yerine, gönüllüce “sisteme mahkum olanlar”ın görmezden geldikleri tragedyalarını, ironik bir metin ve performans diliyle sergiler.

Oyuncuların zorlu oyun koşullarına maruz bırakıldığı , sahnenin oyun alanı olarak oyuncunun yönelişini belirleyen  gerekli ve zorunlu koşulları oluşturduğu, sahne elemanlarının bizatihi varlıklarının zorlayıcı oyun kurallarına dönüştüğü oyunda,  hem sahne hem de seyir yeri için “gerçek” bir paylaşım ve  performans süreci yaratılmaktadır.

Yazar ve Yönetmenin Notlarından:

  •     Oyunun temel malzemesi sandalyedir. Sandalye varlığı itibariyle , 1. bölümde taşınacak bir yük, ikinci bölümde bir arzu nesnesi, üçüncü bölümde de sahip olunan, hem oyuncunun hem de rol kişisinin oyun içinde elde etmek için uğraştığı ve pratik olarak da bağlandığı mülk ve statü / dinlenme aracı olarak kendini gösterirken , oyuncuların oyun içindeki hareket formlarının nesnel ve zorunlu, “performatif nedeni”ni teşkil eder.
  •     Oyuncu/rol kişisi-sandalye ilişkisi ( bağlanma) bir çeşit tersten Prometheus-kaya ilişkisini ortaya koymayı amaçlar.
  •     Rol kişisi ve oyuncu, sahne üzerinde varolan iki katmanda, fiili oyun ve oyun teksti katmanlarında, her an süperpoze bir şekilde varolur ve sahnede geçen her sozcuk, her cumle, her ifade bu iki duruma da karşılık gelecek şekilde (eş zamanlı, eş anlamlı, süperpoze) double code taşıyacak şekilde tasarlanmıştır.
  •     Oyun metninin her anı hem oyuncunun hem de rol kişisinin repliklerinin eşzamanlı ve eş anlamlı şekilde üstüste oturtulmasıyla örülüdür.
  •     Oyuncu hareketleri, yapılan işin getirdiği zorunlu formun soyutlanması ile ortaya çıkar. Bu hareketler, nesnel zorunluluktan çıkarak yeni, sahneye ait soyut bir dil, yeni bir gramer ortaya çıkarır.
  •     Oyun metninde yer alan rol kişileri, beden işçiliği yaparken başka bir koşulda sınıf atlama imkanı yakalamış, çok çaba harcayarak bunu bir ölçüde başarmış, asal motivasyonunu sahip olmak ve sahip olduklarını korumaktan alan çağdaş insandır. Adeta bu kişiler, orta sınıf ideolojisinin vücuda gelmiş halleridir. En korktukları şey ellerindekileri, elde edilmişleri kaybetmektir. Bu nedenle hiç düşünmeksizin sistemin kurallarına teslim olurlar.
  •     Performansın içindeki “oyun”un oyuncuları ise, sahnenin oyun öncesi kuruluşu için sandalye taşımaktayken, oyun alanına alınarak sahne üzerindeki statüsünü değiştiren ve süreç içinde oyunun kurallarını seyirci ile birlikte öğrenerek ,oyun düzenin dilinin asal aktarıcısı haline gelen ve oyun alanında kalabilmek ve “oyuncu ”statüsünü kaybetmemek için delicesine çabalayan oyunculardır.
  •     Oyun alanı içindeki hareketin kuralları sadece o oyun alanının ihtiyaçları ile ortaya çıkar. Kendisinden başka hiçbir neden ve amaç taşımazlar. Oyunun düzeninin soyutluğu, hiç bir “miş gibi” taşımayan performansın katıksız bir gerçeklikle varolmasının koşullarını sağlar.
  •     Seyirci bu irrasyonel oyun düzeninin içinde gerçekleşen performansa tanık olurken, sisteme mahkum olan çağdaş insanın irrasyonel özlemlerine, çabasına, kendinden vazgeçişine de tanık olur. Prometheus’u hatırlamayan, hatta Camus’nun dediği gibi bugün Prometheus’la karşılaşsa onu neredeyse linç edecek olan çağdaş insanın , bu hafıza kaybının bedelini, kendi varlığı ile ödeyişine tanık olur.
  •     Birbirine göre “öteki”leştirilerek gerçeği kavramaktan uzaklaştırılanların, aslında sisteme göre “öteki”likleriyle aynı kaderi paylaşmalarının, “oyun” haline getirilen “hayat” gerçeğinin , sahnede gerçekleşen”oyun” gerçeği aracılığı ile ortaya konulduğu bir süreç yaratılır.
  •     Oyun metninde baştan itibaren çeşitli şekillerde karşımıza çıkan sayılar, verilen ya da edinilen bilgileri başlıklandırırken, giderek komutlar halinde karşımıza çıkar. Metinde baştan beri duyduğumuz sayıların, birer komut olarak tekrarlanması da oyunun müziğinin ayrılmaz bir parçası olacaktır.
  •     Sistemin sesi sayılar aracılığı ile kendini duyuracaktır.


Performansın Öyküsü:

Giriş:

Sırtlarında bağlı bulunan ve beş altı sandalyenin üstüste konulmasıyla oluşan sandalye kulelerini taşıyan oyuncular , bu yükleri bir kulisten diğerine taşımaktadırlar. Bir süre sonra sırtlarındaki yükleri olduğu halde, ışığın oyun alanını işaret etmesiyle oyun alanına çağrılırlar.

1. Bölüm:

Oyuncuların sırtlarında sandalye kuleleri bağlıdır ve bölüm boyunca bunları bırakmaya çalışırlar ancak ışık tarafından bunu yapmalarına izin verilmez. Işık bölüm boyunca sahnre hareketinin kurallarını oyuncuya ve aynı zamanda seyirciye öğretir. Işığın dilinin öğrenilmesi süreci , oyunun oynanma koşullarının da eş zamanlı olarak yaratılmasını sağlar.Işığın işaret ettiği rotalarda sırtlarındaki yükle birlikte yürüyerek hareket eden oyun kişileri, sistem tarafından farkedilmenin, görülmenin, dikkate değer olmanın ve varsayılmanın güzelliği,  ilerleyebilmek için elde ettikleri şansın değeri, bunlara sahip olamadıkları geçmiş hayatları , umut, değişim gibi konularda sürdürdükleri ve doğrudan ışığı ( aynı zamanda seyirciyi) muhatap alan ve bazan birbirini izleyip bazan birbirleriyle kesişmekle birlikte asla sahne üzerindeki diğer oyuncuların konuşmaları ile dialoga girmeyen bir konuşma düzeninde konuşurlar.   Monologların belli bir düzen içinde biraraya gelmesiyle kendini ortaya koyan konuşma örgüsü, dil ve  ortak seslerden oluşan bir müzik ortaya çıkarır. Bu bölümün temel “ortak” ünlemi yorgunluğu ifade edecek bir çeşit yüksek sesli inlemedir.

İkinci bölümde arzu nesnesi, üçüncü bölümde sahip olunan statü/mülk olarak ortaya çıkacak olan sandalye bu bölümde, üzerinde oturulması pratik olarak da mümkün olmayan bir “yük”tür. Bu bölümde kişilerin amacı, bu yükten kurtulmaktır. 1. Bölümün sonunda oyun kişilerinin yüklerinden kurtulmaları için gereken izin verilir.

2. Bölüm:

Işık yandığında oyuncuları/rol kişilerini sırtlarındaki yükten kurtulmuş görürüz. Ancak kısa bir süre içinde ışık ve buna eklenen sesli komutlar( ki bunlar hareketleri belirten sayılardır)oyuncuların beden formunu anlamsız, absurd bir yapıya dönüştürür. Kendi başlarına anlamsız görünen bu hareketlerin, sandalyeye oturmuş halde kendilerini sandalyelerine bağladıklarında, oyuncuların hareketlerinin aldığı formlardır. Bir çeşit eğitim epizodudur bu. Sistem, kendisine hizmet edecek ya da bağlılık gösterecek olanları eğitmektedir. Tabii eş zamanlı (süperpoze) olarak oyun alanındaki ışık/ses de oyuncuların hareketlerini belli kurallar doğrultusunda yönetmektedir. Yine seyirci ile ortaklaşılan bir öğrenme ve keşif süreci yaratılır. Bu bölümün monologlarının temel konusu, ilerleme, azim, eğitim, hareket, kuvvet, güç gibi kavramlardır ve giderek kişilerin  kişisel anılarından bağımsızlaştığı, daha genel ve edinilmiş bir sosyal kimliğe doğru değiştikleri; birinci bölümde  temel hisleri minnettarlık ve şaşkınlık iken giderek esas olarak “elde etme” ve “ sahip olma”  hislerine doğru evrildikleri, geçmişlerinden kurtulmak için ne gerekirse yapmaya hazır, hatta hafıza kaybını yararlı ve yararsız diye ikiye ayırıp bir şekilde onaylayan,  eğitimli , hırslı , katı bir yapıya büründükleri görülür. Sandalyeye oturduklarında nasıl hareket edeceklerse, sandalyesiz vaziyette yine o formda hareket eden rol kişileri/ oyuncular, bu bölümde de ışığın ve sesin giderek zorlaşan komutlarına uymakla yükümlüdürler. Yine ışığın gösterdiği rotada yer değiştirirler. Ancak buna hareket formunun değişikliklerinin zorluğu da eklenmiştir. Konuşma örgüsü bir önceki bölüm için anlatılan niteliğini sürdürmektedir. Ancak bu bölümün “ortak” sesleri, yorgunluk inlemesine ek olarak, öğrenme,anlama durumunda gösterilen tepkinin sesi olabilecek bir ünlem  ve birşeyden aniden ürküldüğü zaman çikarılan küçük korku ünlemidir. Bölüm sonunda rol kişileri/ oyuncular, başta taşıdıkları sandalyelerden birine oturma hakkı kazanmış olurlar.

3. Bölüm:

Oturdukları sandalyelere gönüllüce kendilerini sıkısıkıya bağlayan oyuncular, o denli yorulmuşlardır ki oturmalarını sağlayan bu yeni mülklerini/ödüllerini kaybetmemek için bölüm boyunca uğraşırlar. Birer mülksüz iken, mülk ve statü edinmiş bu kişiler , artık her zamankinden çok korku ile hareket etmektedirler. “Korku” bu bölümün kişilerinin asal motivasyonudur. İkinci bölümde öğrenilen hareketlerin yine ışık liderliğinde ve ses komutlarıyla ama bu sefer üstlerine bağlanmış oturdukları sandalyeler varken yapılması, giderek rol kişisi/ oyuncu için dayanıklılık testine dönüşecek bir hal alır. Rol kişisinden/oyuncudan beklenen anında kavrama, anında yanıt verme, bedensel dayanıklılık, herşeye rağmen devam etme azmi ve coşkusu, geçmişin tamamen korkulacak bir deney halinde ele alınması , insani en ufak zayıflığın oyun dışında kalma nedeni olarak görülmesi ve kabul edilmesi bu sınavın en önemli kriterleri olarak kendini gösterir. Bölümün “ortak” ünlemleri yorgunluk ünlemi, “öğrenme ünleminin sesinin bir çeşit panik ünlemine dönüştürülmüş hali “, “yüksek sesli korku ünlemi”dir. Sistem tarafından tüketilişlerine tanık olduğumuz rol kişilerinin bütün bitkinliklerine karşın devam etmeleri ile sonlanır.

Çıkış :

Oyun alanı boştur. Bir kadın içeri girer  ve hızla diğer kulise yürür.  İkinci seferinde oyun alanı ışıkları baştaki oyunculara yaptığı gibi kadını da oyun alanına davet eder. Kadın hareket eden ışıkları bir süre seyreder.  Oyun alanına basarak ama ışıklarla hiç ilgilenmeyerek sahne önüne yürür.Seyir yerine doğru seslenerek çıkışı sorar. Cevap gelmeyince tekrar geriye ,geldiği kulise gider ve sahne gerisinde seslenerek çıkışı sorar. Sahnede oyun alanı ışıkları bir süre yanık kalır. Kararır.

Monologlardan alıntılar :

“(...)
OYUNCU 2- Ben... babamın beni hiç görmediğini düşünürdüm.
Beni hiç farketmediğini... Onun için görünmez olduğumu.  omuzlarıma yük binince...(ışık yer değiştirir) biraz büyüyünce demek istiyorum... yorgunluk... (ışık yer değiştirir) anladım... kendiliğinden kapanabilir bazan; gözler. Hiç istemeden... öylece... açık tutulamayabilir... gözler açık tutulamayabilir, öylece kendiliğinden kapanıverir. Ne kadar görmek isterse istesin göremez. (ışık yer değiştirir)Kömür kokardı. Yanakları... aslında her tarafı... hep kömür koktu... bir ömür boyu. En iyi ihtimalle hep yerin altında, karanlıkta çalışmanın gözlerini yarı kör etmiş olabileceğini düşünür, avunmaya çalışırdım, görünmez olduğumu düşünmek yerine... (ışık yer değiştirir)Bazan... görünmez olduğum hissine kapıldığım zamanlarda demek istiyorum...hala gelir o koku burnuma... çok yakınımda... hatta arada bir şimdi bile...(dalar, yer değiştirme ışığı yanar, hemen farketmez, tam hareket edecekken ışığı söner) (…)”

 

^(…)
OYUNCU 5- Taşımak...  Ne kadar zor olduğu tecrübe edilmeden kolay kolay tahmin edilemez. Zordur... göründüğünden... alışmak için... çaba harcar insan... alışılamaz... kolay kolay...  Önce birincisi...bir.. sırtta hafif bir yabancılık... bitti sanırsın...(ışık yer değiştirir) sonra ikincisi gelir...iki...daha birinciye alışamadan...  (ışık yer değiştirir) üç... sırtta hareket başlar... taşımak için... eğilir... hafifçe... (farklı bir tonlamayla) ağırlık merkezini doğru kullanmak gerek... (ışık yer değiştirir) Hafifçe eğilir... dizler... denge için... bükülür hafifçe...(ışık yer değiştirir) dört... Tam sırtın ortasından aşağıya bele doğru inen bıçak kesiği gibi bir acı. Bel kemiğinin iki yanında aşağıdan yukarıya boyna doğru kasların sertleştiği hissedilir.Beş...bir çeşit kramp... yavaş yavaş buza ya da ateşe maruz kalmışçasına bir yanma ya da donma hissi... sonra karnın  iki yanından arkaya böbreklerin  hizasına gelen yerlere doğru bir kasılma , altı ...  bu kısa süreli olmaz... uzun sürer... başlarda sürdüremeyeceğini sanırsın... ama gariptir sürdürdükçe sürdürebiliyor olmak seni bile şaşırtır... (ışık yer değiştirir)bu surpriz takatinin giderek düşmesine engel olamaz ama... bilirsin ki daha yeni başlamışsındır... (ışık yer değiştirir) yedi: daha yeni başlamışken yorgunluk... (ışık yer değiştirir) bertaraf edilmesi gereken  yorgunluk.. (ışık yer değiştirir).bertaraf edilmesi gereken bıkkınlık... sekiz: biraz umut olsa iyi olurdu diye düşünürsün... başka türlü olması için... kolay değildir... (ışık yer değiştirir) üstelik taşıdığın... sana ait bile değildir...senin değildir... (ışık yer değiştirir)bir yerden başka bir yere... (ışık yer değiştirir) Tekrarlanır...(ışık yer değiştirir) hergün tekrarlanır... kaç kez olduğunu hatırlayamayacağın kadar çok... dokuz: giderek sırtta omur çıkıntılarının olduğu yerde önce berelenmeler... yaralar ve nihayet yuvarlak koyu renkli sertleşmiş deri... artık daha az acır... (ışık yer değiştirir) ağrı ise hiç geçmez... birgün  yeniden eklenir... (ışık yer değiştirir)on...hiç bitmeyecekmiş gibi...kaldırabildiğin kadar devam eder... kaldıramazsan devam edecek hiçbirşey de kalmamıştır artık...  böylece taşıdığına garip bir bağlılık duymaya başlarsın... kurtulmak istediğine... bağlanırsın...(başka bir tonlamayla) Mecburiyet en iyi eğitmendir ... (ışık yer değiştirir)O yüzden kaldırırsın... ne kadar eklenirse... kaldırırsın... (ışık yer değiştirir)Hafifçe öne eğik... dizler... bükük... denge için... (Oyuncunun ışığı ile birlikte ama arada karanlıklar ve gidilemeyecek şekilde bir ışık yanar/oyuncu ışığı lie birlikte kararır) (…)”

“(…)

OYUNCU 2 – (ışık yer değiştirir) Ya hiç hareket edemeseydim... (ışık yer değiştirir)Hiç hareket edememek de var...  (ışık birkaç alanı aydınlatarak yol göstererek yer değiştirir)O zaman sırtımda birşey olup olmamasının da bir anlamı kalmazdı... Yorulmanın bile bir anlamı kalmazdı... (ışık yer değiştirir)Amcam... (ışık yer değiştirir)Babamın küçük kardeşi... (ışık yer değiştirir)Ben onu hiç görmedim... (ışık birkaç alanı aydınlatarak yol göstererek yer değiştirir) hep direnişlere, grevlere, gösterilere falan katıldığı için hapis yatmış. (ışık yer değiştirir)Askeri darbede demişti babam. (ışık yer değiştirir) Hapiste ölmüş. (ışık yer değiştirir)Sorguda vücuduna elektrik vermişler (ışık yer değiştirir)Amcamın karısı... (ışık yer değiştirir)onu da hiç görmedim ben ... (ışık yer değiştirir)üzüntüden bir çeşit ürtiker olmuş. Amcamın karısı olduğu için peşine polis takmışlar. O da yurt dışına kaçmış. Afrika’ya kadar gittiği söylenmişti. (ışık yer değiştirir) (…)”


© 2017 Studio Oyuncuları is powered by Piernet